featured
  1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. Klasik İktisat  Teorileri ve Türkiye’de Enflasyon Üzerine Bir Sorgulama

Klasik İktisat  Teorileri ve Türkiye’de Enflasyon Üzerine Bir Sorgulama

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2024 yılının Nisan ayı enflasyon rakamlarının TÜİK verilerine göre bile 30 aydır yüzde 40’ların üzerinde, aylık tüketici fiyat endeksini % 3’ler seviyesinde olması, Türkiye’deki enflasyonun neden bu kadar yüksek seyrettiğini irdeleme gereği
ortaya çıkarmaktadır. 1980’lerde çok daha belirgin olarak izlenen Neoklasik iktisat politikalarda, özellikle de para piyasalarının ve para ile ilgili teorilerin ön plana çıkması ile enflasyonun parasal bir konu olduğu düşünülmektedir. Elbette, bunda 21.yüzyılda da dünyanın en büyük ekonomisi konumundaki ABD’nin 1980 ’lerden itibaren karşılaşılan tüm ekonomik durgunlukları ya da enflasyon gibi problemleri para politikaları ile çözülmesi, tüm dünyada diğer ülkelerin de para politikalarını önceleyen politikaları tercih edilmesine neden olmuştur.

Ancak, 1980‘de radikal denebilecek biçimde “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” şeklinde ifade edilen serbest piyasa ekonomisine geçen Türk ekonomisinin, 1980-2000 arasındaki dönemi çok yüksek enflasyon oranları içinde yaşamıştır.  Arz ve talebin serbestçe ekonomiyi dengeye getireceği iddia ediliyor, özellikle de serbest bırakıldığı iddia edilen faiz oranları ile para ve sermaye piyasalarının serbestleştiği iddia ediliyordu. Mutlaka, Merkez Bankası’nın aldığı kararlar, bankacılık piyasasındaki yeni kararlar, yeni aktörler önemliydi. Teknoloji gelişmelerle yaşanan küreselleşme, tüm süreçleri hızlandırılmıştır. Özellikle de yeterli sermaye birikiminin olmadığı ülke ekonomisinde, sermaye piyasası araçlarının yoğun olarak kullanılması, hızlı büyüme oranı,  kabul edilebilir genel fiyat artışını sağlıyor muydu? Aslında, makroekonomik göstergeler, bu politikaların,  bu geçişin hiç de hedeflendiği gibi olmadığını gösteriyordu. Yüksek enflasyon, yüksek döviz kuru, yüksek faiz oranları, döviz krizleri, enflasyon sarmalları, Türk ekonomisinin genel durumunu özetliyordu.

Özellikle 2021’in Kasım ayında TCMB’nin politika faiz oranını hiçbir dayanağı olmadan enflasyon oranlarının çok altındaki bir orana düşürmesi, yeni çok yüksek enflasyon döneminin başlatmış oldu. 2021 Kasım ayından itibaren, 24 ay boyunca, politika faiz oranlarının düşük tutulduktan sonra 2023 Haziran- Aralık döneminde artırılmasının, 2024 Nisan ayında enflasyonu ve 2024 Aralık ayı sonuna kadar yaşanacak beklentisel enflasyonu düşürmekte yeterli olmadığı gözlenmektedir. 

Bu yüksek enflasyon gerçeği, enflasyonun parasal bir sorun olup olmadığını bir kez daha düşündürmektedir. Her ne kadar, enflasyonu para politikaları ile yönetilmesi için gerekli politika araçları ile kullanılmasa da Türkiye’de enflasyonun sadece parasal bir konu olmadığı reel ekonomi de sanayi, tarım, enerji, tüm sektörlerde aynı anda yaşanan bir sorun haline getirmektedir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan yüksek enflasyon, iki yüzyıl önce ünlü iktisatçı Say (1767-1832) tarafından ortaya atılan “Piyasa Kanunu”,  her arz kendi talebini oluşturur gibi önemli bir iddia da bulunmaktadır. 19.yüzyılda üretimin ne denli önemli olduğunu gözler önüne sermiştir. 21.yüzyılda Türkiye ekonomisinde yaşanan enflasyonun da 2021 yılı Kasım ayında alınan ve enflasyonla ilintili olmayan çok aşırı düşük bir faiz oranın belirlenmesi yanında,  toplam mal ve hizmet üretiminin yetersiz olduğu yani, mal ve hizmet arz yönlü olduğuna dair çok güçlü veriler vardır. 

Bunlara ilave olarak, asgari ücretin 2024 boyunca asgari ücretin, enflasyonla uyumlu hale getirilmeden sabit tutulması ya da en düşük emekli maaşının 10.000 TL olması da üzerinden 200 yıldan fazla süre geçmesine rağmen “Say Kanunu” hatırlatmaktadır.  Say (1803) geçmiş üretim ve malların satışından kaynaklanan gelirin, güncel üretimi satın almak için talep oluşturan harcamaların kaynağı olduğunu söyleyen klasik bir ekonomi teorisidir. Kısacası, enflasyonla mücadelede, klasik iktisat yaklaşımını esas alarak, tüketicilerin gelirinin düşük tutulması değil, artırılması özellikle de satın alma gücünün en azından yoksul sınırının üstüne taşınması piyasa mekanizmalarının dengelenmesi, üretimin azaltılması yerine artırılması yönünde politikaların izlenmesi ( arz yönlü politikaların izlenmesi) Türkiye’de yaşanan hiper-enflasyonun düşürülmesi için önemli adım olacaktır. Merkez Bankasının önemli görevi kapsamı içinde, enflasyonun düşürülmesi için gerekli politikaları uygulamasını destekleyecektir.

Klasik İktisat  Teorileri ve Türkiye’de Enflasyon Üzerine Bir Sorgulama

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir