featured
  1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. B. TUNCER yazdı: “Sistemsel Çöküş”

B. TUNCER yazdı: “Sistemsel Çöküş”

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ülkemizde yaşanan ekonomik krizin çözümleri hakkında ortaya konulan arayışlar gerçekten sonuç verir mi?

Kemal Derviş’in ortaya koyduğu ekonomik program bir buçuk yıl sonra olumlu sonuçlar vermeye başlamıştı, Mehmet Şimşek’in ise ortaya koyduğu orta vadeli program aradan on ay geçmesine rağmen henüz ekonomik göstergelerde kayda değer bir ilerleme sağlayamadı. Enflasyon, işsizlik, kamu maliyesinde disiplin, cari açık, bütçe açığı, kur korumalı mevduatın tasfiyesi, yüksek kredi maliyeti ve diğer konularda bir arpa boyu yol alınamadı. Acaba ekonomide yaşanan bu sorunlar için ortaya konulan çözüm arayışları veya konulan teşhis doğru mu? Gerçekten uygulanmak istenen acı reçete istenilen sonucu verecek mi? Dünya Bankası, IMF, yurtdışı fonlardan ve yatırımcılardan beklenen kaynaklar, swap operasyonları ülkemiz için gerekli mi? Genelde ülkeyi yöneten siyasi kadrolar, bürokratlar, ekonomi kurmayları, TV de gördüğümüz her görüşten ekonomi ve siyasi yorumcular sürekli olarak Merkez Bankası ve Maliye politikaları üzerinde hemen hemen aynı görüşleri tekrarlıyor ve benzer çözüm üretiyorlar. Acaba bu görüşler ülkemizi içinde bulunduğu ekonomik darboğaz için bir çözüm olabilir mi?

Ülkemizin iktisadi olarak geldiği durum gün geçtikçe daha da kötüleşmektedir. Açıkçası, Merkez Bankasının uyguladığı yüksek faiz yoluyla sıkılaştırma ve enflasyonu düşürme politikası, ekonomi de istenilen sonucu vermesi artık mümkün değildir. Yaşanacak ekonomik daralma ile işsizlik, iflaslar, yüksek enflasyon, gelir dağılımındaki eşitsizlik artarak devam edecektir. Diğer taraftan, TBMM ‘de kabul edilen 2024 Bütçe kanunun da giderler yaklaşık 11 trilyon TL, gelirler 8,5 trilyon TL olarak yani 2024 yılında 2,5 trilyon TL ye yakın bütçe açığı öngörülmüştü,. 2023 yılı bütçe açığının 659 milyar TL olduğunu düşünürsek, 2024 yılı için bütçe açığında neredeyse 3,8 kat artış olacağı bütçelenmiştir. Diğer önemli bir noktada, mevcut hükümetin iktidara geldiğinde bir trilyon TL tutarında oluşan kamu borçlanma tutarı Mart 2024 tarihi itibariyle 7 trilyon TL ye ulaşmıştır. “20 yılı aşkın bir sürede kamu borçlanma tutarının bu boyutlara ulaşması gerçekten bir doktora tezi olmalıdır.”

Bütçe ve cari açık (ikiz açıklar), hükümeti vergileri arttırmaya, para basmaya, yurtiçi ve yurtdışından borçlanmaya mecbur edecektir. Merkez Bankasının sıkı para politikası ve gevşek maliye politikası ile enflasyonu düşürmesi (baz etkisiyle ortaya çıkacak geçici düşüşler dışında) mümkün değildir. Bu durumda ekonomi yönetiminin ortaya koyduğu para ve maliye politikalarından ne zaman ve nasıl sonuç alınacağını veya hangi sorunları çözeceği konusunda yorum yapmak mümkün değildir.

İzlenen ekonomik politikalar ülkemizde talebe dayalı bir enflasyon tezini ortaya koyarak bir çözüm arandığını göstermektedir. Neredeyse, çalışan nüfusun %50 si asgari ücretli ve 16 milyon emeklinin ekonomik durumu ortadayken, bu teori üzerine para ve mali konuların ele alınması sonuç vermeyecektir. Ülkemizde enflasyonu tetikleyen temel faktör; hükümetin özellikle son 7 yıldır, zenginin daha zengin, fakiri de daha fakir yapan, temelsiz para ve mali politikalardır. Bugün de izlenmek istenen ekonomik politikalar geçmiş yıllardan çok farklı değildir ve aynı ekonomik sorunların devamı beklenmelidir. Örneğin, TCMM 2023 yılı bilançosun da önemli oranda Kur Korumalı Mevduattan (KKM) kaynaklanan zarar yaklaşık 27 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir ve KKM nin Merkez Bankası ve Hazineye getirdiği maliyet 2024 yılında da devam edecektir. Artık, ekonomi ve maliye politika yapıcılarının net bir şekilde görmeleri gereken konular doğrultusunda çözümler üretilmelidir. Ekonomide geç alınan tedbirlerin toplumsal maliyeti çok ağır olur. Ülkemiz 2012 yılında aynen Latin Amerika da olduğu gibi orta gelir tuzağına düşmüştür. Maalesef bu konu yetkililer tarafından dikkate alınmamış ve bugün yaşanan gelir dağılımında adaletsiz, yapısal vergi reformları hatta faiz politikaları, cari ve bütçe açıkları, hazine garantili projeler, tarımsal ve hayvansal sektörler de uygulanan ithalat teşvikleri gibi konularda kayda değer önlemler veya tedbirler alınmamıştır.

Örneğin;

A) Tüketime dayalı bir vergi sisteminden gelire dayalı bir vergi düzenlenmesine geçilemedi, hatırladığım kadarıyla sekiz yılda altı vergi affı çıkarıldı. Merkezi Hükümetin bütçe gelirlerinin %70 ‘nin dolaylı vergilerden oluştuğunu gözden kaçıramayız, böyle bir oran açıklanabilir ve kabul edilebilir bir durum değildir.

B) Kredi Garanti Fonu (KGF) gibi bir kaynak (tahmini tutar 45 milyar dolar), banka ve imtiyazlı özel sektör şirketlerine, tartışmalı ve kapalı bir şekilde aktarılmıştır. Gerçekten ağır bir maliyet.

C) Ekonomide, Osmanlının son 70 yılında yaşanan ekonomik ve finansal darboğaz, 1929 yılında ABD de başlayan ekonomik buhranı ve bu buhranın tetiklediği birinci ve ikinci Dünya savaşından elde edilen deneyimler sonucu kurulan çimento, demir çelik, petrol rafinerileri, şeker fabrikaları, elektrik, vb. gibi ara mamul üreten, kâr amaçlı olmayan, kötü ekonomik durumlarda ekonomiyi ayakta tutacak fabrikalar apar topar özelleştirilmiştir. Yaklaşık 150 yıllık bir deneyim ve tecrübeler sonucu ortak akılın oluşturduğu bu değerler Kredi Garanti Fonunda harcanan para kadar bir miktara özeleştirilmiştir. Ekonomi de tarihsel gelişim dikkate alınmamış, tarihi gerçekler tekerrür etmiştir ve yapılan bu hataların bedeli ağır bir şekilde üreticiler, tüketiciler ve halk tarafından ağır bir şekilde 2019 yılından (Covit_19) sonra ödenmektedir.

Ekonomide, uygulamalar ve alınan kararlar bir ekonomik model içinde ele alınmadır. Örneğin, Sayın Turgut Özal’ın bir ekonomik modeli vardı. Kısaca bu model yönetebilir bir enflasyon, zayıf TL, istihdam ve nitelikli iş gücü arttırıcı ve ihracatı arttırmaya yönelik bir politika üzerine kurulmuştu. Bu model, hedeflere uygun olarak tekstil, turizm, yurtdışı inşaat işleri, otomotiv yan sanayi ve taşımacılık üzerine kurulmuştu. Şu anda uygulanmak istenen ekonomik modelin içeriği ve kuralları hakkında kamuoyuna yansıyan net bir strateji yoktur. Bugün var olan çözümlerin ele alınması için uygulanabilir ve sonuçları öngörülebilir bir ekonomik model var mıdır? Gelişmiş ülkelerde uygulanan serbest ekonomi, Neo-liberal ekonomi politikaları, sosyal yapı, hukuk altyapısı, yönetim şekli, eğitim kalitesi, ifade özgürlüğü gibi konularda şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilirlik ülke yönetiminde ön plana çıkmamıştır. Bu sistem içinde var olan yönetim halka hesap vermek zorundadır. Ülkemizde var olan politik ve ekonomik sistem içinde halka hesap verme gibi bir zorunluluğu bulunmamaktadır.

Ülkemize dayatılan geleneksel ekonomik çözümler, ülke halkının ödediği bu ağır bedel için tek çözüm mü? Yaşanan bu kriz temel sorunları ne kadarını çözer? Başarılı program neye göre değerlendirilecek? Birçok bilinmeyen bir arada olduğu ve bedelin de asgari ücretli, emekli ve fakir halk tarafından ödeneceği bilindiği halde neden farklı çözümler üzerinde durulmuyor. Şahsen ülkemizde yapılacak yeni düzenlemeler ve ufak dokunuşlarla daha hızlı ve olumlu sonuçlar almak mümkündür.

“Her Kompleks, Bir Problemin Basit Bir Çözümü Olmalıdır”

Bu noktada gıda enflasyonunu düşürecek ve tarımsal verimliliği arttıracak bazı adımlardan örnekler vermek isterim.

A) Ulusal ve Bölgesel Marketler Yasası; Bu yasa tedarikçi ve üretici ihtiyaçlarını dikkate alarak yeniden düzenlenmelidir. Marketlerde genelde taze sebze ve et dışında satılan ürünlerin üreticilerine ödeme vadesi ortalama 90 gündür. Marketler kasada, müşterilerden kredi kart veya nakit olarak ödemeleri tahsil ederler. Ödeme vadelerinin mutlaka makul bir seviyeye indirilmesi gerekir (30 gün gibi). Marketler kasadan çıkış üzerinden yapılan ödemelerin yerine stok ta teslim edilen ürünler üzerinden ödemelidir. Marketler raf ücreti, promosyon gideri, katılım payı giderleri üretici veya tedarikçi firmaya yüklemektedir. Alınan bu önlemlerle birçok üretici firmanın finansman ve üretim maliyetini düşürür. Bu konuda atılacak adımların gıda enflasyonunun düşmesine katkısı olacaktır.

B) Stok Finansmanı; Gıda sektöründe yaşanan en önemli maliyet faktöründen birisi mevsimselliktir. Şirketler sezonda tarımsal ürünleri satın alır ve kendi alanlarında depolar. Hammadde almak için bankalardan borçlanırlar ve genelde karşılığı olmayan bayilerden veya şirketlerinin çeklerini teminat olarak verirler. Sektör olarak firmalar ürünlerini bir yıl içinde satarlar, buda üretici firmalar için 6 aylık ilave bir finansman yükü demektir. Halbuki birçok ülkelerde bu tür alımlar da depo finansmanı ‘’warehouse financing ‘’ denilen yöntem uygulanır. Örneğin, Hollanda bankaları sektörde tarımsal şirketlerin satın alımlarına karşı uyguladığı en önemli finans yöntemi budur. Ziraat Bankası bir an önce bu modeli hayata geçirmeli, böylelikle çiftçiye, tarım ve gıda sektöründe faaliyet gösteren üretici firmaların ihtiyacı alımını finans eder.

C) Hal yasası; Bugünkü haliyle hal yasası gıda sektöründe maliyeti artırıcı temel faktörlerden biridir. Yasanın yalın ve üreticiyi destekleyici bir durum alması gerekir. Yasa kazanç merkezine üretici ve tüketiciyi almalıdır.

D) Teşvik Sistemi; Tüm teşvik sistemi, gıda ve turizmde dahil olmak üzere gözden geçirilmelidir. Özellikle tarımsal ve et ürünlerine ilişkin teşvik sistemi tekrar ele alınmalıdır.

E) Güvenlik, Dış İlişkiler, Sağlık, Eğitim gibi bakanlıkların bütçeleri ödenecek faiz tutarına kadar (2,5 trilyon TL) hemen indirilmelidir. Denk bütçe üzerinde mutlaka durulmalıdır.

F) Şirketlerin ve çiftçilerin alacağı KDV, teşvik ve diğer alacaklar devlet tarafından çıkarılan 2 yıl vadeli tahvillerle ödenmeli ve bu tahviller şirketlerin banka borçları ve teminat olarak kullandırılmalıdır,

G) Özellikle, Maliye Bakanlığı tarafından şirketler üzerinde ön görünen gereksiz baskı ve incelemeler çözüm odaklı olmalıdır. Bu tür baskıların şirketlerin yatırım ve istihdam konusundaki kararlarını olumsuz etkilerin olacağını belirtmek isterim. Özellikle, ekonominin motoru olan küçük ve orta boy şirketlerin (%90) bu zor dönemde karşılaşacağı vergisel sorunlarda hükümetin daha uzlaşmacı ve çözüm odaklı bir tutum sağlaması önemlidir. Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması için verginin tabana yayılması ve makul olması gerekir.

Bu tarz çözümler, farklı yapılar ve sektörler içinde düşünülmeli ve kısa zamanda hayata geçirilmelidir. Özetle, Tedarik zincirinde oluşan darboğaz (taşımacılık ve depo hizmetleri), Uluslararası standart ve ülke de var olan gerçeklere göre Bankacılık ve Sermaye Piyasalarında yapılacak düzenlemeler, sağlık ve eğitim sistemindeki reformlar hızlı bir şekilde devreye alınmalıdır.

Saygılar.

B. TUNCER yazdı: “Sistemsel Çöküş”

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir